16 Eylül 2013 Pazartesi

Bir Cumartesi gezisi: İstanbul Müzeleri



2013 yılının yaz sıcağı Eylül ayının ortalarında son demlerini bırakırken bizde bu yumuşak havadan istifade İstanbul” da bulunan müzeleri gezmeye karar verdik. Sabah erken saatlerde “müze ziyareti” nden anlayan dört arkaşımla beraber Sirkeci tren garında buluştuk. İlk ziyaretimize “İstanbul Demiryolu Müzesi” ile başladık. Dönemin daktiloları, çevirmeli telefon, piyano, yük kantarı; hala hiç sekmeden çalışan, medikal malzemeler, fotoğraf albümlerine ulaşmak mümkün. O döneme ışık tutan demiryolu maketinde demiryolu ağının hem Avrupa’ya hem de Hicaz’a, Bağdat’a kadar uzanıyor olduğunu gördüm. Bu gün ise demiryolu ağının nereye kadar uzanamadığını görmek ve halka hizmet (yapmak zorunda oldukları) ile ‘Kral’ kıvamında övünmelerini izlemek üzücü doğrusu.

İkinci durağımız “İslam Bilim ve Tarihi Müzesi’ Gülhane parkının içerisinde olabildiğine yeşil ve gül kokuları arasında Frankfurt Üniversitesinde görev yapan Prof. Dr. Fuat Sezgin öncülünde 2008 yılında açılan bir müze...Hristiyan dünyasının bütün dogmatik anlayışa rağmen, İslam medeniyetinin hiçbir dogmatizme sapmadan, özgürce ve cesaretle sürdürdükleri ilmî çalışmalar bu müzede görseller ile gözler önüne serilmiş. Abbasi Halifesi el-Me'mun coğrafyacılarının, yuvarlak dünya haritası (813-833) sizi müzenin girişinde karşılıyor. Gene müzenin önündeki Galata kulesinin maketini anlamak mümkün değil! Müze olarak iyi dizayn edilmiş, aydınlatmaları güzel. Fakat müzede bulunan aletlerin büyük çoğunluğunun orijinallerinin Berlin, Frankurt, New York, Londra, St. Peterburg gibi şehirlerin müzelerinde bulunması ve sizi karşılayan maket görseller içinizi cız ettiriyor. Astronomi bölümünde saatler; güneş saatleri, su saatleri, zenberekli saat ve çanlı saatler, denizcilik bölümünde pusulalar; yüzer pusula, balık pusulası, namaz pusulası, tıp, dişçilik ve eczacılık bölümünde kullanılan aletleri, fizik, optik, kimya, matematik, geometri, mimari, şehircilik, savaş teknolojileri ve maden bölümlerini görmek mümkün. Gezi boyunca aletlerin kullanımı ve nasıl çalıştığı ile ilgili bilgi sınırlı olduğu için gezi öncesi İslam’da Bilim ve Teknik konusunda bilgi sahibi olmanız faydalı olacaktır 











Gülhane parkına adım attığınızda hemen solunuzda üçüncü müzemiz ‘Ahmet Hamdi Tanpınar Edebiyat Müze Kütüphanesi’ ni göreceksiniz. Kütüphane - müze formunda olan bu mekan size büyüleyecek. Tabiki bunda görev yapan personelin nezaketinin etkilisi büyük. Burda değerli davetliler eşliğinde toplantılara katılabilir, isterseniz ders çalışabilir yada kendinizi geniş salonda kahvenizle birlikte kitapların büyülü dünyasında kaybedebilirsiniz. Benim şiir tutkum belkide bana burda huzur veren…






Artık yorgunluk belirtileri veren arkadaşlarımın gözlerinden bir yemek arası verme vaktinin geldiğini de anladım. Yemek arası…

Öğleden sonraki ilk durağımız dünyanın müze olarak tasarlanan on müzesinden biri olan “ İstanbul Arkeoloji Müzeleri” Gülhane Parkı'ndan Topkapı Sarayı'na çıkan Osman Hamdi Bey yokuşunda yer almaktadır. Gezimizin dördüncü müzesi aslında Arkeoloji Müzesi, Eski Şark Eserleri Müzesi ve Çinili Köşk Müzesi olmak üzere üç ayrı müzeyi aynı çatı altında toplamış bulunmakta. İstanbul Arkeoloji Müzelerinin koridorlarında gezdikçe tarihte bir yolculuk yapacak, uygarlıkların izini sürerken yaşadığımız toprakların ne derece zengin ve köklü bir kültürü olduğunu göreceksiniz. Müze alanın girişinde hemen sol tarafta konumlanan Eski Şark Eserleri Müzesi, Anadolu, Mezopotamya, Mısır ve Arap uygarlıklarından ilgi çekici eserlerini sergiliyor. İÖ 1269 yılında Hitit ve Mısır arasında eşit şartlarda imzalan dünyanın bilinen ilk uluslararası antlaşması olan kadeş antlaşmasının, mumyaların, mülkiyet hakkını kanıtlayan araç olarak kullanılan mühürlerden örneklerin, kabartmalı yazıtların, civi yazısı ile yazılmış ilk aşk şiirinin, çarpım tablosunun, mezapotamyada ölçü ve tartı birimlerinin ve daha binlerce eserlerlere ulaşacaksınız. Bahçesinde açık hava müzesini andıran eserlerin arasından ilerken sol tarafta Çinili Köşk Müzesini ve sağda Arkeoloji Müzesini göreceksiniz. Arkeoloji Müzesinde antik çağ heykeller, çanak çömlekler, pişmiş toprak heykelcikler, yazılı anlaşmalar, hazine Bölümü ve lahitler bulunmakta. Pek çok lahtin arasında gerçekten tarihi önemi çok büyük olan İskender lahti, ağlayan kadınlar lahiti bulunmakta. Ek binada ise İstanbul, Anadolu, Kıbrıs, Suriye, Filistin sergi salonları bulunmakta. 




İÖ 1269 Kadeş Anlaşması





















































Ağlayan kadınlar lahti



İskender lahti







Şu dönemde İstanbul Boğazı’nda inşası süren Marmaray’ın kazı çalışmalarından çıkarılan eserlerde sergileniyor. Yenikapı’dan ve diğer pek çok noktadan batık gemilerden gün ışığına çıkan eserler arasında, bizanslı kadın kafatası, şarap testileri, takılar, nargile lülesi, ilaç kutusunu görmek mümkün. 

Öğleden sonraki son durağımız ayasofya müzesi oldu. Hepimiz tükenmiştik ve aramızda burayı görenler olmasına rağmen ekip ruhunu diri tutmak adına hep birlikte kalabalığı aşarak müzeye girdik. Tabiki hala Ayasofya’yı ayakta tutma çabası ile yerleştirilen iskelet silüeti bozmaya fazlasıyla yetmiş. Kiliseyi camiye çeviren Fatih Sultan Mehmet’in şuan kiliseye giydirilmiş cami görüntüsünden hoşlanıp hoşlanmayacağını merak ediyorum.Ne kilise ne cami, yada hem kilise hem cami… İçerisinde bulunan terleyen sütundaki dilek yerinde dileğinizi aracılı ya da aracısız sunabilirsiniz!
















Kendimizi vapura atabilmek için bir kahveye ihtiyacımız vardı. Edebiyat Kraathanesi’nde bulduk kendimizi. İçilen türk kahvesi yorgunluğumuzu unutturamadı belki ama kararlaştırılan bir sonraki gezi haritasına şahitlik etti. 







Kısmet İstanbul türbelerine ....


SU


16.09.2013


Ümraniye / İstanbul