19 Eylül 2014 Cuma

Bir cennet hayal et; Anyalya Kemer Çıralı köyü


Bugünün rotası İstanbul'dan Aydın-Nazilli. Üzerine destanlar yazılmış kutsal kitapta üzerine yemin edilmiş İncirin memleketine doğru yola koyulmanın heyecanı ile Bursa yolu üzerinde Yalova sınırlarında Sepetçioğlu restoranda öğle yemeği molası verdik. Ne yiyeceğiz diye çok düşünme zahmetinde bulunmadan buranın meşhur yemeği kuyu kebabı kuyudan taze çıkmış:)) 




Yolumuza devam ediyoruz. M.Kemal Paşa sınırlarından geçilir de Kemalpaşa tatlısı paralel geçilir mi. Paralel dedim pardon.^_^. Burada tahinli ve sade olarak Kemalpaşa tatlımızı yiyerek ve yanımıza da şerbetli ve kurusundan da alarak yolumuza devam ediyoruz.


Trafik kurallarına uyarak akşam saatlerinde Aydın ilinin Nazilli ilçesine ulaştık. Burada çok sevdiğimiz Işık ailesine misafir olduk. Kapıda hemen dışarı çıkmak için bizi hazır bekliyorlardı. Bizi çok iyi tanıdıkları için hiç sormadan buradaki en meşhur pideciye götürdüler aynı mekâna geçen yılda gitmiştik. Bu pide aslında Bozdoğan pidesi olarak bu yöreden adını alıyor. Ama bunu en iyi Yenipazar’da yapıyorlarmış. Bu lezzeti Yenipazar köyünden gelip Nazilli merkezde bize sunan işletme sahibine teşekkür ederiz. 



Kıymalı pidesi özellikle peynirlisi ve kesinlikle yemeniz gereken aslında tahinlisi. Tahinli pideyi tatlı niyetine tabiri yerinde ise tıka basa doysanız da yemeden ayrılmayın.  Klasik Türkler gibi nasıl olsa gene çok yedik diyeceksiniz. Pes etme hemen daha çok yiyeceğimiz lezzet var. Daha ne mi? Asla hayır diyemeyeceğiniz üzerine Allah'ın yemin ettiği incir... 


Bu sene malum havaların kurak gitmesi yeterli yağmurun incir bahçelerine ulaşmaması nedeni ile incirlerde geçen yıla göre verim oldukça düşük. İncirler küçük, kalın kabuklu ve balsız olmuş. Biz bu kadar kilometreyi bu incire ulaşmak için ve ona nağmeler yazmak için geldik. Geçen bütün kuraklığa rağmen değdi. Ertesi gün Çarşamba günü sabah erken saatlerde gene ayaktayız. Hazırlıklarımızı tamamladıktan sonra Nazilli Uzunçarşı'ya gidiyoruz. Neden mi? Ayışığı büfede Necati amcanın meşhur tostu ile sabah kahvaltımızı yapmak için tabiki. 



Yaklaşık 35 yıldır tosta hizmet eden usta bir tane yetmez dedi ve ikincileri yapmaya koyuldu bile çoktan biz dur demeye kalmadan. Zaten bu lezzete nasıl dur denebilirdi ki! Bütün mütevazılığine rağmen bu lezzetin farkındaydı. Yoksa nasıl bu kadar yıl o mütevazı dükkânında hizmete devam edebilecekti. Necati amca henüz biz kahvaltıya gelmeden bizim için taze incir ve kuru inciri almış hatta paketlemişti bile. Bizde iki parça olarak Ankara ve İstanbul'a bu lezzeti yaşayamayan ailelerimize kargo ile gönderdik. Hatta kuru incir ile bu lezzet Amerika'da yaşayan abime kadar ulaştı. Teşekkür ederiz Necati amca, teşekkür ederiz Aydın! Arkamıza bakarak büyük düşler şehri Denizli, Pamukkale'ye doğru ilerliyoruz. 






Pamukkale Traventerleri ve Hierapolis antik kenti ziyaret etmek Denizli'den 18 km kuzeyine yol alıyoruz. Kaynak sularının kirecinden oluşmuş, parlak, beyaz rengiyle Türkiye’nin en önemli doğa harikalarından biri olan Pamukkale’yi; tepesinde Antik Roma’dan kalma Hierapolis kutsal şehrini ziyarete geldik. Bu masallar diyarının beyazlığı nasıl mı oluşuyor? Basınç altında yer altı sularında erimiş karbondioksit geçtikleri bölgelerdeki kalsiyum karbonatı eriterek taşır. Suyun açığa çıkması ile başınç ortadan kalkınca suda erimiş olan karbondioksitin uçması ile suda erimiş bulunan kalsiyum karbonat ince katmanlar halinde kayaların üzerinde çöker. İşte bu beyazlığın nedeni kimyasal bir reaksiyondan ibaret. Tanrı eli değince muhteşem oluyor değil mi? Tabi ki buraya insan eliyle hiç mi zulüm yapılmamış? Gene karşımıza yaşanmış tarihe ve doğal zenginliği insan eli ile tecavüz eden betonlaşma kendini gösteriyor. Buraya inşa edilen oteller yüzünden maalesef Hierapolis kalıntılarının bir bölümü tahrip edilmiş, otellerin fosseptiklerinden sızan sular ve aşırı insan stresi (!) zamanla travertenlerde sararmaya neden olmuş. UNESCO’nun Pamukkale’yi korumaya almasıyla namusu temizlenemese de bir temizliğe ve düzenlemeye gidilmiş; travertenlerin üzerindeki oteller yıkılmış, üzerinde ayakkabı ile dolaşmak yasaklanmış, termal su kontrollü olarak bölge bölge ayrılarak verilmeye başlanmış, çünkü aşırı miktarda ki su beyazlığın akıp gitmesine neden olduğu gibi uzun süre aynı yere akıtılan su da yosunlaşmaya neden oluyormuş. Travertenler tamamen eski rengine kavuşmasa da tehlikeye karşı önlemler alınmış. Arkeoloji literatürüne kutsal şehir anlamında 'Holy city' olarak geçen Hierapolis; Bergama Krallarından II. Eumenes tarafından MÖ. II. YY. başlarında kurulmuş ve bu adı Bergamanın efsanevi kurucusu Telephosun karısı Amazonlar kraliçesi Hieradan dolayı aldığı biliniyor. Hierapolis’in iki girişi var; yayaların kullandığı güney girişinden ayakkabı ile çıkmak yasak ve motorlu taşıtların kullanabildiği kuzey kapısı Hierapolis kalıntılarının içine çıkıyor. Hierapolis büyük depremler geçirdiğinden dolayı şehrin büyük kısmı yıkık durumda. Şehrin en sağlam duran yapısı MS 1.yy’da inşa edilen tiyatrosu.
Hierapolis şehrinin en büyük kalıntılarından olan Roma hamamı 1984’den bu yana müze olarak kullanılıyor. Üç kapalı mekan ile doğu bitişiğindeki kütüphane ve gymnasium olarak bilinen açık mekanlar müze teşhir alanları olarak düzenlenmiş. Lahitler ve Heykeller Salonu: Bu salon, Hierapolis ve Laodikeia kazılarından çıkan eserlerden oluşmaktadır. Bu bölümde lahitler, heykeller, mezar taşları, mimari sütun paye başlıkları ve yazıtlar sergilenmiş. Roma Dönemi’ne ait bu eserler içinde Tyche, Dionysos, Pan, Asklepios, İsis Rahibesi heykelleri bulunmaktadır. Laodiekia kentinde ortaya çıkan ve müzenin en güzel eserlerinden biri olan Sidemara tipi lahit, bir şehir meclisi üyesine (Arhon’a)aittir.

Birçok uygarlığa damgasını vuran küçük buluntular Küçük Eserler Salonu’nda sergileniyor. Kronolojiye göre sergilenen bu eserler Denizli ve çevresindeki arkeolojik yerleşkelerden elde edilen eserlerden oluşuyor. Salonun bir bölümünde Beycesultan Höyüğü kazısından çıkarılmış olan idoller, pişmiş toprak testi, tören (libasyon) kapları ve taş eserler diğer bölümlerinde ise Frig, Helenistik, Roma, Bizans dönemlerine ait, pişmiş toprak kandiller, adak kapları, cam kaplar, kolyeler, madeni takılar (yüzük, küpe, bilezik v.b.) sergilenmektedir. Sikkenin ilk darp edildiği İ.Ö. VI. yy’dan bu yana Helenistik, Roma, Bizans ve Selçuklu ile Osmanlı dönemlerine ait altın, gümüş ve bronz sikke örneklerini görmek mümkün.

Hierapolis Tiyatrosu’nun sahne binasını süsleyen eserlerin birçoğu müzenin Hierapolis Tiyatrosu Buluntuları Salonu’nda teşhir edilmiş. Bu salonda; Apollon ile Artemis’e ait mitolojik kabartmalar, Dionysos’un eğlence alayları ve Roma İmparatoru Septimus Severus’un taç giyme törenine ait kabartmalar, Persephone’nin Hades tarafından yeraltına kaçırılması, Apollon, Leto, Artemis, Hades ile ilgili heykeller, sfenksler, Attalos ve Eumenes’in büst heykelleri ile mimari kabartma örnekleri ve kentin tanrıçasının (Hierapolis’in) taç giyme töreni ve tiyatro ile ilgili meclis kararlarını belirten yazıtlar görücüye çıkartılmış. 




Burada alan girişine 25tl verip birde müze girişine 5tl istediklerinde sinirlerim pik yaptı! Kültür bakanlığı ne yapıyor diye de merak ettim. Bir sürü antik kent gezmeme rağmen böyle bir uygulama ilk defa burada karşılaştım. Bu memlekette hiç mi standart olmaz diye insan elinde olmadan sinirleniyor. Aynı gün istikametimizi Antalya'ya çeviriyoruz. 

Tatilin kısalığından ve görecek çok yerin olmasından dolayı tatil planında revizyona gittik. Antalya Korkuteli ilçesi üzerinden geçerek Kemer belediyesine bağlı Çıralı mevkiine doğru yol aldık. Tabiki Korkuteli ilçesinde Şişci Ramazan’da şiş köfte ve Antalya’nın meşhur mu meşhur piyazı yenmeden gidilir mi dedik ve tabiki akşam yemeği için yolumuza burada mola verdik. 


Bu harika lezzete isterseniz o bölgede arap kadayıfı diye bilenen bazı yörelerde taş kadayıf ya da yassı kadayıf diye de bilinen tatlıyı da ekleyebilirsiniz. Ama biz tercihimizi gene Antalya’nın meşhur yanık dondurmasından yana yaptık. Aman yanık dondurmada nasıl oluyor demeyin. 



Hani yemeğin altı tutunca bir yanık kokusu olur ya öyle bir tatla yörenin keçi sütü ile oluyor. Benim severek yediğim bir dondurma ama sevmeyenler olacaktır tercih meselesi ama denemenizi tavsiye ederim. Oradan ayrılırken birde ne göreyim tirmisçi! 


Tirmis beni çocukluğuma götürdü. Sanki film şeridi gibi bütün okul yıllarım gözümün önünden geçti yüzümde bir tebessüm ile. Hatta bir söz vardır ‘çağrılmayan yere tirmisçi gider’ diye. Tirmisimizi de yanımıza aldıktan sonra artık kamp kurmak için çıralıya doğru yola koyulsak iyi olacak. Yoksa geceye kalacağız. Yaklaşık akşam saat 9 civarı kamp alanına Elif Camping’e Mete beyin yolu tarifi ile ulaştık. Mete beyin naif ses tonu ve bize güvenini hissettiren diyaloğu ile kendimizi evinize gelmiş gibi hissettirdi. Buraya nasıl mı karar verdik? Doğa ile iç içe karanlığa şahitlik edeceğimiz, bize kandil olan yıldızları izleyebileceğimiz, sadece kumdaki ayak sesimizi ve dalganın ritmini duyabileceğimiz kadar sessiz bir ortam istedik. Elif camping bu huzurlu ve artık bulunması bir o kadar da zor ortamı bize sağladı. Başta Mete bey olmak üzere abisine ve Reksus’a teşekkür ederim. Nazik, kibar, eğitimli, kültürlü işletmecilerle tatil daha rahat ve huzurlu geçti. Zaten onlar bütün ihtiyaçlarına daha sen talep etmeden cevap veriyorlar.


Bu fotoğrafta ki sahil 3 km çıralı ve olimpos'a bakan ortak sahil. Carettacarettaların yumurta bırakma alanı.
İnsanların stresli halleri burada kaybolur. Kendilerini huzura teslim etmişler. Yüzlerinde hafif bir tebbesüm… Bizim gibi orada bulunan diğer misafirlerle saygılı ve seviyeli bir iletişim halinde buluyorsunuz kendinizi.



Henüz sabah ezanı okunmadan dinlenmiş olarak uyanıyorsunuz. Sabahın ilk aydınlığında deniz çarşaf gibi ve ılık… Güneşin doğuşunu denizde izlemek bir şahane. Deniz sabahın erken saatlerinde berrak ve tabi ki aç balıkları da görmeniz mümkün. Eğer ki denizde balıklar sizin ayaklarınızı çimdiklerse panik yapmayın sadece yüzün…


Burada yapay ışık görmeniz mümkün değil. Gündüz Güneş, ‘geceleri size kandil yaptık’ diye kutsal kitapta geçen yıldızlar sizi aydınlatmaya yetiyor. Burada gecenin karanlığının tanımını öğreniyorsunuz. Burada sessizliğin size etkisini hissediyor, meltem esintisinin teninizde flörtüne şahitlik ediyorsunuz. Burası henüz beton kirliliğinin olmadığı, zenginlere peşkeş çekilmemiş, insan görünümlü yaratıkların değil, insana hayvana doğaya saygılı insanların yaşadığı huzur limanı...



Bizde bu cennete limana Ağustos 2014'de kısa süreliğine de olsa demir attık. İstanbul'un kaosuna gözümüz arkada ama zihnimiz arınmış olarak güzel bir tebessümle geri dönmek üzere yola koyulduk.
Not: Günübirlik geziler yaptık; Olimpos antik kent ve Yanartaş.
Olimpos antik kent ve Yanartaş ile ilgili yazıları sonraki zamanlarda ekleyeceğim.





5 Eylül 2014 Cuma

Sadece Bir An İçin