21 Mayıs 2015 Perşembe

SARP KAYALARA OYULMUŞ BİR TAPINAK; SÜMELA MANASTIRI

XV. Medikal fizik kongresini Trabzon Teknik Üniversitesi’nin düzenlemesi vesilesi ile yolumuz Trabzon’a düştü. Henüz İtalya’dan o hafta dönmüş olmanın yorgunluğu içinde İstanbul’da dinlenme planları yaparken Trabzon fikri aklımı karıştırmayı başarmıştı bile ki kendimi havayolları şirketlerinde bilet bakarken buldum. Hızlı bir şekilde 16-17 Mayıs 2015 tarihlerini içine alan toplantı bahane gezmek şahane diyerek yollara düştüm.

16 Mayıs Cumartesi sabah erken saatlerde kalkması beklenen uçağım 1,5 saat rötar yapmasına rağmen sakinliğimi korudum. İlk defa Karadeniz’e ayak basacak olmanın heyecanı içindeydim. Uçak iniş için alçalmaya başladığı zaman gri bulutların altına inince gözlerim Karadeniz’in yeşil rengi ile kamaştı. Burada adet en yükseğe ev yapmak mı diye düşündüm. Sorunsuz iniş sonrası hızlı bir şekilde havalananından çıktıktan sonra tam karşımda Karadeniz Teknik Üniversitesinin kampüsü belirdi. Hava alabildiğine açıktı ve gri bulutlar yerini berrak güneşe bırakmıştı. Burada hiç belli olamayan şeyin havanın durumu olduğunu bana uzun uzun anlatmışlardı.

16 Mayıs Cumartesi gününü toplantıya girerek geçirdim. Pazar günü için planım belliydi. Cumartesi öğleden sonra bir tur firmasını arayarak Maçka - Altındere Milli Parkı- Sümela Manastırı- Zigana Yaylası, Karaca Mağarası – Hamsiköy içine alan günübirlik bir tur ayarladım.

17 Mayıs Pazar günü kaptanımız Ufuk Bey bize bilgi vererek yolculuğumuza başladık. Daha önce hiç tanımadığım 15 kişi ile bu kadar eğlenceli bir tur olacağını tahmin edemezdim.
Maçka - Altındere Milli Parkı- Sümela Manastırı ziyaretimiz için Maçka tabelalarını takip ediyoruz. Deniz seviyesinden 1150 m yüksekliğe doğru çıktıkça yol boyunca yeşilin içinde boğuluyorum. Gözlerim ağırlaşmaya uykum gelmeye başladı. Yeşil ve oksijen zehirlenmesi yaşıyorum gibi bir sakinlik ve uyku hali üzerimde. Bu rehaveti üzerimden hızlı bir şekilde uzaklaştırıyorum. Yaklaşık 40 dakika süren yolcuğumuzun ardından kendimizi Maçka ilçesinde buluyoruz. Burada hiç mola vermeden Altındere milli parkına giriş yapıyoruz. Mayıs ayı olması hasebiyle henüz turist sezonu açılmamış. Etrafta muhtemelen 19 Mayıs tatilini de fırsat bilen okul talebelerinin yoğunluğunu görüyoruz. Karların erimesiyle gür gür akan derelerin melodisi ile keyifleniyoruz. Sümela Manastırına doğru aracımız ile tırmanmaya devam ediyoruz. Gittikçe koyulaşan yeşilin rengini fark etmemek mümkün değil. Daha yükseğe çıkarken gür gür kan derelerin ve yemyeşil ormanın serinliğini daha çok hissediyoruz. Bir yere kadar araçla gelebiliyoruz. Aracı orada bırakıp zaman zaman çamur ve engebeli patika yoldan yürümeye başlıyoruz.





Sümela Manastırının tarihi 3. yüzyıla dayanıyor. Hristiyanlığın yasak olduğu ilk dönemlerde Romalı askerlerinden kaçan iki rahibin tapınmak için seçtiği bu sarp kayalıkların renginin siyah olmasından dolayı ilk ismi ‘melas’ olan bu tapınak günümüzde ‘sümela’ olarak tanınmaktadır. 






İlk olarak ibadethane olarak kullanılırken daha sonra ilaveler ile manastır halini almış. Kaya oyularak yapılan Meryem Ana klisesinin duvarları İncil’de bahsedilen Hz. İsa ve Hz. Meryem’in hayatını anlatan fresklerle donatılmış. Birçok kez tadilat gören bu nadide eser bizim elimizde harap olmuş durumda. İçi zift kaplamış zihniyetler tasvirlerin yüzlerini tahrip etmiş böylelikle ciddi zararlar vermişler. Küçük beyinlerinin algılayabileceği mesajlar, sloganlar yazmışlar. Tarihi yapılara sadece taş, resim gözüyle bakan bir zihniyet anca bu kadar sahip çıkabilir kültür mirasına.





Giriş ücretli ve müze kart geçerli. Manastır’ın girişine dar uzun bir merdivenle ulaşılıyor. Giriş kapısının yanında muhafız odaları yer alıyor. Çıktığımız dar merdiven gibi avluya açılan dar merdivenlerle tekrar aşağı doğru iniyoruz. Başlıca bölümleri Ana Kaya Kilisesi, şapel, kütüphane, misafirhane, fırın, mutfak, öğrenci odalarıdır. Burayı ziyaretimizin ardından bol oksijeni içimize çekerek araçların olduğu buluşma noktasına doğru patika yoldan tekrar yürümeye koyuluyorum. Araçların manevra alanında bir adet çeşme var. Suyu buz gibi ve çok lezzetli bu suyu içmeden Sümela Manastırından ayrılmayın. Hatta yanınızda ki şişeleri doldurmayı ihmal etmeyin. Manastıra çıkıp tekrar indiğiniz zaman diliniz damağınız kurumuş gibi hissedeceğiniz için inanıyorum bu su şifa gibi gelecekJ Buradan sonra öğle yemeği için bir sonra ki durağımız olan Zigana yaylasına doğru yola koyuluyoruz. 

16 Mayıs 2015

Maçka-Trabzon

SUbySemraUnal